Algernon'a Çiçekler - Daniel Keyes | Kitap Yorumu

14 Ağustos 2017 Pazartesi

algernon'a çiçekler ile ilgili görsel sonucu
Kitabın Adı: Algernon'a Çiçekler
Orjinal Adı: Kwiaty dla Algernona
Yazarın Adı: Daniel Keyes
Yayınevi: Koridor Yayınları

Çok düşük bir IQ ile doğan Charlie, bilim adamlarının, zeka seviyesini artıracak deneysel ameliyatı gerçekleştirmeleri için kusursuz bir adaydır. Bu deney Algernon adındaki laboratuvar faresinde test edilmiş ve büyük bir başarı elde edilmiştir. 
Ameliyattan sonra, Charlie'nin durumu günlüğüne yazdığı raporlarla takip edilmeye başlanır. İlk yazdığı raporlara çocuksu bir dil ve imla hataları hakimdir. Ve sonra ameliyat etkisini göstermeye başlar. Charlie artık, insanların kendisiyle dalga geçemeyeceğini ve bir sürü arkadaş edineceğini, aşık olduğu kadına açılabileceğini düşünür. Fakat zekası normalin çok üstüne fırladığından, çevresinde yadırganır, kıskanılır ve istemiş olduğu arkadaşları edinmekte yine başarısız olur ve yine yalnızdır...
Bu deney, son derece önemli bir buluş olarak görülüyordu, ta ki Algernon'da ani bir gerileme baş gösterene kadar... Acaba Charlie'de de aynı gerileme olacak mıydı?

  Hani bir kitap okursunuz,çok etkilenirsiniz ve içinize işler.
  Günlerce sadece onu düşünür,kitapta yaşanan olayları tekrar tekrar beyninizde oynatırsınız.Herhalde hepimizde olmuyordur bu olay.Ama bana bazen bir kitapta,bazen bir filmde,bazen bir dizi de hatta bazen de bir şarkıda bile oluyor.Bu sefer de okuyup çok etkilendiğim.Uzun süre etkisinden çıkamayıp sadece onu düşündüğüm,olaylarını beynimde tekrar tekrar oynattığım bir kitapla karşınızdayım; Algernon'a Çiçekler.

  Aslında bu kitapla olan husumetimiz 2016 Bursa Kitap Fuar'ında başladı.Fakat aynı zamanda da orada durdu.Çünkü kitabı kitaplığıma o sene ekleyemedim.Ertesi sene (yani bu sene) fuardan almak istediğim bir sürü kitap vardı.Ama bu sene aklıma koymuştum bu kitabı (ve koridor yayınlarından daha bir sürü kitap) kitaplığıma ekledim.Sonrasında kitaplığımda okunma sırasını bekledi,çok bekletmeden de okudum.

  Ve işte okuyup bitirdikten sonra hatta biraz da etkisi geçtikten sonra karşınızdayım.Çünkü bu kitap beni gerçekten etkiledi.

  Algernon'a Çiçekler, Charlie adında IQ'su düşük olan bir kişiyi anlatıyor kabaca.Derine inersek Charlie'nin yaşadıklarını gün be gün IQ'sunu yükseltmek için gireceği bir testi yazmasıyla başlıyor.Charlie bu teste girdikten sonra bilim adamlarına göre IQ'sunun yükseleceği ve "çok akıllanacağını" söylüyorlar ardından da Charlie'ye "ne kadar geliştiğini görmemiz için günlük tutmalısın" tarzı cümleler kuruyorlar.Charlie yaşadıklarını,gördüklerini ve düşüncelerini bizimle bu günlük,kitap sayesinde paylaşıyor.Bizim de kah üzülüyoruz,kah gülüyoruz,kah aklımız karışıyor.Charlie gibi.

  Geleneksel yöntemimle size kitaptan bahsettim.Aslında fark ettiyseniz sene başından beri (iki bin on yedinin başından beri) genellikle beni etkileyen kitapları sizinle paylaştım.Hepsini de elimden geldiğince sizinle konularını,düşüncelerimi paylaşmaya dahası anlatmaya çalıştım.

  Ama bu kitapta onu yapamıyorum.Çünkü kitabı okurken bir insanın ne kadar yalnız olabileceğini fark ettim.Algernon'a Çiçekler belki de bana yalnızlığı bu kadar inceden nakşeden,fark ettiren bir kitap oldu.İnanır mısınız bilmem ama aklımda da öyle kalıcak.

 Umarım bu kitabı okursunuz ve düşüncelerinizi bir şekilde benimle paylaşırsınız.Hatta belki de sizinle Charlie hakkında sohbet bile edebiliriz?


BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

CRASHING | Netflix Dizi Yorumu | Dizi Yorumu

10 Ağustos 2017 Perşembe

  Yaklaşık bir aydır evimizde internet yoktu.İnternet olmamasından kaynaklı ne doğru düzgün yazı paylaşabiliyordum ne de doğru düzgün yazı okuyabiliyordum.(Blog okumayı o kadar çok özledim ki ilk fırsatta tüm sevdiğim bloglara girip tüm yazılarını okumayı ve yorum bırakmayı çok istiyorum.) Ama geçen (10.08) internetimizin arızası sonunda onarıldı.O yüzden artık istediğim yazıları yazabileceğim.(Aslında yazmak istediğim çok fazla kitap yorumu,netflix dizi yorumları,kore dizi yorumu vardı fakat onları hem artık unuttuğum hem de gündemden uzaklaştıkları için malesef tek bir yazı altında topluyacağım,yazacağım yazı da en kısa zamanda gelir diyeyim,söz vermek gibi oldu ama sorun değil!)

Oh be güncellemem bitti.

Şimdi size komik,romantikli,azıcıkta güncel olan bir dizi önereceğim.

crashing netflix ile ilgili görsel sonucu

  İnternetimiz geldiğinde hemen youtube'a,filmcehennemine,netflix'e girip tırım tırım gezindim.Neler düşmüş?,güncel neler gelmiş? ve insanlar neler izliyor? diye.Aralarından netflixten beğendiğim "Crashing" çıktı.Crashing Netflix'in orjinal dizilerinden biri.Şu ana kadar sadece bir sezonu ve de 6 bölümü yayınlanmış durumda.O 6 bölümde o kadar kısa o kadar kısa ki.Zaten izlerken bölümlerin nasıl bittiğini anlamıyorsunuz.Tabii sonunda da dizinin nasıl bittiğini.

  Diziyi bitirdiğimde ilk gün boşlukta gibiydim.Bu kadar çabuk alışmama,bu kadar çok sevmeme şaşırmıştım.Sonradan herkese önermeye başladım.Eh en sonunda da size önerebiliyorum.

  Crashing önceden hastane olan ama sonradan geçim sıkıntısına düşmüş insanların kaldığı bir hastane/ev de geçiyor.Ve orada yaşayan temelde beş,toplamda yedi kişinin ilişkilerini,dostluklarını,aşklarını ve yaşamlarını anlatıyor.

  Diziyi başka dizilere benzetmeye çalışmayacağım.Ama izledikçe,güldükçe bağlanacağınızı,daha fazla bölüm arayacağınızı biliyorum.Hatta bundan eminim.Çünkü dizideki çatlak insanlar aslında sizin ne kadar normal ve sizin de onlar kadar çatlak olduğunuzu kanıtlıyor.Aynı zamanda da hayattaki normalliklerin aslında ne kadar anormal olduğunu da hatırlatıyor.

İlgili resim

  Bence Crashing hakkında size güzel bilgiler verdim.Ve bence artık gidip izlemelisiniz,çünkü sizin de diziyi merak ettiğinizi düşünüyorum.

  Umarım  Kurban Bayramı gelmeden sizinle bir sürü yazı/post paylaşabilirim,o halde;

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Vejetaryen - Han Kang | Kitap Yorumu

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Kitabın Adı: Vejetaryen
Orjinal Adı: The Vegetarian
Yazarın Adı: Han Kang
Yayınevi: Altın Kitaplar

Rüyalar başlamadan önce Yonğhe ve kocasının hayatları gayet sıradandı. Evliliğin tekdüzeliğinde normal bir yaşam sürerlerken, Yonğhe rüyalar görmeye başladı ve vejetaryen olmaya karar verdi. Evdeki tüm etleri bir torbaya doldurdu. Kalamarları. Yumurtaları. O hafta kocası, iş yerine ilk kez ütüsüz bir gömlekle gitti. Bu, korkunç değişimin başlangıcıydı.

Han Kang bizleri cinselliği, şiddeti, ilişkilerimizi ve saplantılarımızı sorgulayacağımız rahatsız edici bir yolculuğa çıkarıyor.


   Uzun zamandır kitap yorumu paylaşmıyorum fark etmişmiydiniz? Nedense bir kaç aydır bloga yorum girebilecek enerji düzeyinde hissetmiyordum kendimi.Gerçi "sosyal medya gençliğinde" böyle durumlar gerçekleşebiliyor gördüğüm kadarıyla.Bir gün kendinizi çok enerjik,mutlu hissederken bir gün bitkin,depresyonda ve enerjisiz hissedebiliyorsunuz.Ben de bir kaç aydır kendimi ikinci durumda hissediyordum; bitkin,enerjisiz ve birazcık depresyonda.Çok şükür bir gün gündür iyiyim ve yavaş yavaş kendime gelebiliyorum.O yüzden dedim ki kendime; "Ecrin fırsat bu fırsat bloga bir şeyler yaz,paylaş,içini dök.".Eh karşınızdayım hem de yukarıda anlattığım ruh halime cuk diye oturan gün geçtikçe aklımda mükemmelleşen bir kitabın yorumuyla!


Aslında ne zaman Vejetaryen kitabının yorumunu görsem kötü yorumlar okuyordum,hatta kitabı yerle bir eden yorumlar okuyordum.Doğrusunu söylemek gerekirse ben de kitabı okurken,hatta kitabı okuduktan sonra bile kitap hakkında kötü düşünceler besledim.Ardından kitabın,Han Kang'ın bize nakşetmek istediği düşünceleri düşünmeye başladım.Ve kitap bu düşüncelerimle anlam kazanmaya başladı.Size biraz kitabın konusundan bahsedicem.Ardından da tekrar yorumlarımı anlatmaya devam edicem.İzninizle;


  Yong He gördüğü bir rüyayla etçilken vejetaryen olmaya karar veriyor.Etçil derken gerçekten her öğünde et yemekten ve her yediği her yemeğinin içinde et olmasını kastediyorum.Konuyu saptırmıyayım,Yong He gördüğü rüyadan sonra sadece yeme düzenini değil bundan başka şeyleri de değiştiriyor istemsizce.Rüya Yong He'yi derinden etkiliyor ve aslında bu rüya kitabın tamamını kapsıyor.

  Kitap üç kısımdan oluşuyor; Vejetaryen,Moğol Lekesi ve Alev Ağacı.
  Araya bir bilgi de sıkıştırayım Han Kang bu üç bölümü aslında ayrı ayrı farklı hikayeler şeklinde yazmış.Fakat sonradan bu üç hikayeyi birleştirip çokta başarılı bir kitap meydana getirmiş.
  Üç hikayedeki ana karakterde Yong He ve ailesi.Hatta Yong He'nin gördüğü rüya demek daha doğru olucak.

"Rüyadayken her şey gerçekmiş gibi gelir ya insana,ancak uyandıktan sonra rüya olduğunu anlarsın.Demek istediğim elbet bir gün biz de bu rüyadan uyanırsak,o zaman..."

  Ben burada gelip size kitabı anlatmaya çalışıyorum.Fakat bu kitapla ilgili olarak anlatabildiklerim bana sorarsanız ne kadar anlatsam bile "sınırlı" kalıcak.Çünkü kitabın aslında derin anlamlar taşıdığını düşünüyorum.
  İnsanlık kavramını eleştirdiğini,belki yeni nesilleri kınadığını bile düşünebilirsiniz bence kitabı okuduğunuzda.


  Umarım cümlelerim kitabın sadece yüzde birini anlamanıza yetmiştir.Eğer kitabı okursanız bana yorum bırakmayı unutmayın!

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Bülbülü Öldürmek - Harper Lee | #AlıntılarlaKişiliğim

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Yeni bir köşe başlatmaya karar verdim! 
Şaşırdınız mı? 
Ben hiç şaşırmadım.
Arada bir bu huy bana gelir.Sonra yeni bir köşe açtığımı unuturum ve bir daha ki yeni açtığım köşeye kadar bu huyum böyle uzar gider (bknz: sıcak hava dosyası,soğuk hava dosyası,haftalık/sinema yorumlarım).Aslında bence Haftalık/Sinema Yorumlarım köşesini gayet iyi idare ediyordum.Sonra etmemeye başladım çünkü sinemaya gitmediğim için.Ama yine de isterseniz izlediğim filmleri size o şekilde sunabilirim,yani öyle bir yazı hazırlayıp size o halde sunabilirim ne dersiniz?

Lafı fazla uzatmıyorum.Ve kısacık alıntılarımı sizinle paylaşıyorum.Belki Bülbül'ü Öldürmek kitabını siz de benim sayemde sever ve okumaya karar verirsiniz.

Hah! Unutmadan söyliyeyim,eğer bu köşeyi sevdiyseniz yorum bırakmayı unutmayın.Konuşalım ^^.


"Okuma yetimi kaybetmekten korkuncaya dek okumayı asla sevmedim.Soluk alıp vermeyi sevmez ki insan."

""Sizce o deli mi?"
Bayan Maudie başını iki yana salladı."Deli değildiyse bile şimdiye delirmiştir.İnsanların başına ne geldiğini asla bilemeyiz.Kapalı kapılar ardında evlerde nelerin olup bittiğini,ne sırların gizlendiğini...""



"İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma,bülbülü öldürmek günahtır."

Nerelerdeyim ? | Belki kısa süreli belki uzun süreli bir yazı.

19 Temmuz 2017 Çarşamba



Son zamanlarda (yaklaşık bir iki aydır) buralarda değilim malesef.Dönmeyi bloguma gelip yazıları peş peşe girmeyi çok istiyorum.Ama kendimden yazı yazacak gücü bulamıyorum.
Sizinle paylaşmadığım,paylaşamadığım çok fazla yazı birikti.Bazıları için heyecanlıydım,bazıları içinse hala heyecanlıyım.Fakat yazabilir miyim yazamaz mıyım bilemiyorum.Size bir kaç madde sıralayacağım,neden burada olmadığım ve neden (belki?) olamayacağım için.İnanın bir kaç ay muallaktı ve muallakta kalmaya da devam ediyor.


  • Yurttan eve geçiş yaptım bilen ve bilmeyenleriniz için.Eve geldiğimden beri çalışıyorum (bayan giyim üzerine bir butiğimiz var orada çalışıyorum hobi gibi düşünebilirsiniz).Çalıştığım için evde olamıyorum ve bilgisayarda geçirdiğim vakit genelde keyif vakti oluyordu.
  • Evet oluyordu dedim çünkü şu aralar (iki haftadır) evde değişik bir şekilde internetimiz yok.Olduğundaysa da beş dakikalık gelip gidiyor.Bu yazıyı da evde bulduğum "geçici" internetimizle yazıyorum.Aslında bloga yazı yazamamamın en büyük nedenlerinden biri de bu internetsizlik durumumuz.Eğer internetimiz gelirse direkt buraya koşacağımı tekrardan biliyorsunuzdur umarım.
  • Üçüncü durum ise isteksizliğim.Şu aralar tek yapmak istediğim şey gezilecek yer listesi çıkarıp hayatımla ilgili planlar kurmak.
  • Ve bombayı patlatıyorum sanırsam artık.ERASMUS! Evet ben ve Erasmus.Size hiç çıtlatmadım şu ana kadar belki Gözde (okuyanmuggle.blogspot) anladıysa anladı,eğer başka anlayan varsa da instagram hesabımı takip ediyorlardır ve oradan görmüşlerdir.Erasmus işleri kafamı çok fazla karıştırıyor aynı zamanda da beni çok meşgul ediyorlar.


Sanırım diyeceklerim bu kadar,ileride burada Erasmus maceralarımı ve Erasmus belgelerimi paylaştığım bir bölüm açıcam ve sizinle oradan konuşmaya devam edicem.

O zamana kadar burada olamazsam sizi instagrama (ecrinkork | petreous) ve youtube kanalıma  (Ecrin Korkmaz) bekliyorum !

Eğer beni oralardan takip edip bana yazarsanız çok sevinirim! Özellikle youtube için çok fazla gelecek planım var.Erasmus sürem boyunca vlog çekip koymak istiyorum.Ama bunun için de desteklerinizi bekliyorum.Arkadaşınıza,dostunuza kime söylerseniz,abone olursanız falan çok mutlu olurum.

Söyleyeceklerim bu kadardı blog dostlarım.
Geldim ve gidiyorum.

Acı Çikolata - Laura Esquivel | Kitap Yorumu

25 Mayıs 2017 Perşembe

Kitabın Adı: Acı Çikolata
Orjinal Adı: Como Aqua Para Chocolate
Yazarın Adı: Laura Esquivel
Yayınevi: Can Yayınları

Yemek pişirerek, yemek yiyerek, yemekler aracılığıyla aşk ilanı, tinsel ve tensel iletişim gerçekleşebilir mi? Laura Esquivel, "Acı Çikolata" ile, içinde yemek tarifleri, aşk öyküleri ve kocakarı ilaçları bulunan bu romanla bu iletişimin gerçekleşebileceğini kanıtlıyor. Yüzyıl başlarında Meksika'da devrim, eski kolonyal toplumun son kalıntılarını temizlerken, aile geleneğine göre evlenmesi olanaksız, ama buna karşın Pedro'ya delicesine tutkun Tita, yemek yapmayı aşkının iletişim aracına dönüştürüyor. Laura Esquivel bu olanaksız aşkı yemek ve kocakarı ilaçları tanımlarıyla dile getiriyor ve sarsıcı, büyüleyici bir dille bu aşkın ezgisini yaratıyor; yarım kilo soğan, iki baş sarmısak, bir tutam fesleğen, romanın her satırından fışkıran yakıcı aşkın simgesine dönüşüyor. Yazarın ironik, neşeli ve yumuşak bir dili var; yaşam sevgisi ve tensel aşk bu dil içinde büyülü gerçekliğe bağlanıyor. Hiçbir kadın yazar, kadın dünyasını bu düzeyde dile getiremedi. Kısa zamanda on beş dile çevrilen ve yazarın senaryosuyla sinemaya aktarılan, filmi ülkemizde de büyük ilgiyle karşılanan "Acı Çikolata", başta Meksika ve ABD olmak üzere yayımlandığı her ülkede satış rekorları kırdı. Bir kez okumakla yetinemeyeceğiniz bir roman.

Sıcaklara olan direncimin az olduğu günlerden merhabalar!
Aynı zamanda size bu ayın dördüncü yazısından da merhaba diyorum.Çok mutluyum dördüncü yazıyı yazabilecek gücü kendimde bulduğum için.Çünkü şu aralar bayağı bir olumsuzlukla,koşuşturmacayla uğraşıyorum.Aslında bunlardan bir kaç tanesini söyleyebilirim; Erasmus belgelerim ve okulun kapanması.Bunlar benim için başlıca iki yorucu neden.Haftaya (tam olarak 1 Haziran da) eşyalarımı yurttan tamamiyle toplayıp eve gideceğim.Bir sonraki senenin ikinci dönemine kadar.İşte bu gibi nedenler beni yoruyor ve sürekli koşuşturmacalardan uzak durmak istiyorum.Aynı şekilde bu hafta ve haftaya finallerim var.Onlar da ayrı bir yoruyor hiç sorma.

Yalnız Acı Çikolata'nın yorumunu girmeye diye geldim sana neler anlatıyorum..Acım derinse demek..

Kitabımız çok değişik bir anlatıma sahip.Hem roman hem tarif kitabı olan Acı Çikolata ilk sayfaya bakmak için elinize aldığınızda sizi kendine okutuyor.Hem de ne okutmak iki günde bitiriyorsunuz! Arkadaşım "benim kitaplığımda durmasın al senin olsun" diye verdiğinde kitap ilgimi bile çekmemişti.Ama sonradan okumaya başlayınca gerçekten hoş bir roman olduğu kanısına vardım.

Acı Çikolata tam olarak hangi bölgede,ülke de geçtiğini hatırlamasam da İspanya,Meksika gibi bir şeyler hatırlıyorum.Aynı zamanda da Tita'nın o güzel kişiliğini.Tita kim anlatmamışım ona biraz değineyim.Tita kitabımızın baş karakteri,zaten onun duygularını,yaşamını ve yine onun yaptığı yemeklerin tariflerini okuyoruz.Şimdiden de uyarmalıyım bu kitaptaki tariflerin hiç birini evinizde yapamazsınız.Bu tarifler sadece o zamanın tarzını bize yansıtmak için yazılmış bence.

Benim kitapla ilgili düşüncelerimi paylaşmama gelirsek;
Kitap kendini okutan akıcı bir yoruma sahipti,fakat yemek tariflerinin olduğu kısımlar ve Tita'nın ailesiyle yaşadığı kısımlar beni sıktı.Yemek tariflerinin olduğu kısımlar yapılabilecek yemek tarifleri olmadığı için sıkıcıydı,Tita'nın ailesiyle yaşadığı olaylar da gerçeküstü olabilecek olaylar oldukları için sıkıcılardı.onun dışında kitapla ilgili hiç bir sorunum yoktu.Hatta kendini bu kadar hızlı okutmasına ve çabucak bitirmeme şaşırdığımı söylemem gerekir.

Okuyun der miyim? Önerir miyim? Eh o ruh halime bağlı.Ama ileride aklıma gelebilecek bir kitap olmadığı kesin.


BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Göremediğimiz Tüm Işıklar - Antony Doerr | Kitap Yorumu

18 Mayıs 2017 Perşembe

İlgili resimKitabın Adı: Göremediğimiz Tüm Işıklar
Orjinal Adı: All The Light We Cannot See
Yazarın Adı: Antony Doerr 
Yayınevi: Koridor Yayınları 

Marie-Laure, bir müzede kilit ustası olan babasıyla birlikte Paris'te yaşamaktadır. Gözleri gün geçtikçe daha az görmeye başlayan Marie-Laure, altı yaşına geldiğinde kör olur. Babası ona yaşadıkları mahallenin mükemmel bir minyatürünü yapar, böylece her yeri parmaklarıyla ezberler ve artık dışarı çıktığında evinin yolunu bulabilecektir. Fakat bir sabah savaşın kara bulutları şehrin üzerine çökünce, yanlarında müzeye ait içi sırlarla dolu bir taş ile, Saint-Malo'da deniz kenarında bir evde yaşayan, yirmi yıldır dışarı adım atmamış olan amcalarının yanına gitmek zorunda kalırlar.
Almanya'da bir maden kasabasında kız kardeşi ile birlikte bir yetimhanede büyüyen Werner'in önündeki tek seçenek, on beş yaşına geldiğinde babasının öldüğü madende çalışmaktır. Işık kadar beyaz saçları ve sonsuz merak içinde yüzen zihni ile Werner özel bir çocuktur. Bir gün şans eseri eski bir radyo bulup onu çalışır hale getirince ve karşılaştığı her elektronik aleti dakikalar içinde tamir edince, bir subay tarafından keşfedilir ve sonradan bir katil ordusu olduğunu öğreneceği özel bir okula gitme fırsatı elde eder. Orada dâhi olmasının bedelini ödeyip, hayatın acı taraflarına tanıklık ederken, kendisini Marie-Laure ile kaderlerinin kesişeceği Saint-Malo'da bulur.

  Yine okumamın üzerinden aylar,yıllar geçen bir kitapla karşınızdayım.Fakat bu kitabın yorumunu yazmamamın sebebi var.Okuduktan sonra kendime bir süre gelememiş ve başka bir kitabı açıp okuyamaya da  başlayamamıştım.Zaten kitap ilk okumaya başladığınızda kendini okutmuyor,bittiğinde de başka kitap okutmuyor.Resmen ikileme düşüyorsunuz.Giriş paragrafından da anlayacağınız üzere kitaptan etkilendim,okurken bir sürü post-it yapıştırdım.Her cümlesini alıntılamak,başka konuşmalarda kullanmak istedim.Ama benim beynim malesef üşengeç bir beyin ne Werner'in beyni gibi ne de Marie-Laure gibi...

  Kitabın konusuna gelecek olursam;
  Kitap hatırladığım kadarıyla 2.Dünya Savaş'ında yaşananlara değiniyor.Maalesef ki kitabı okumamın üzerinden biraz zaman geçtiği için de hatırlayamıyorum.Siz sadece bir savaş zamanını anlattığını bilin yeter.Kitabın girişi, Alev Denizi adlı bir taşın hikayesiyle başlıyor.Aynı zamanda da bitişi de onunla bitiyor.Çünkü aslında kitabımızın ana karakteri Alev Denizi.
Bir de yan karakterlerimiz var; kör kızımız Marie-Laure ve tam bir deha olan yetim Werner.Bu iki "çocuk" ,yetişkinlerin yapamayacağını,anlamayacağını düşündüğümüz çoğu şeyi yapıp,anlıyorlar.

  Eh kitabın konusu hakkında çok az bilgi vermiş oldum size.Şimdi de genel hatlarıyla kitaptan bahsetmek istiyorum.Eğer hala yorumu okuyorsanız,okumaya devam edin sevgili okuyucularım.(teşekkür ederim bu arada okuduğunuz için)

  Kitap 1900'lü yıllardan başlayıp 2014'e kadar devam ediyor.Aynı zamanda da çok karışık,zor anlanabilen bir anlatıma sahip.Şöyle ki ben ilk 200 sayfasını işkenceymişçesine okudum,sonraki 350 sayfası mı? Akıp gitti.Elimden bırakmadan okudum ve bir akşamda bitirdim.

  Göremediğimiz Tüm Işıklar yorumumu çok fazla uzatmak istemiyorum.Yukarı da dediklerim okumayanlar için bir önbilgi,okuyanlar içinse tazeleme olmuştur umarım.Yorumumu da kitaptan bir alıntıyla kapamak istiyorum.


"Gözlerinizi açın ve sonsuza kadar kapanmadan önce onlarla ne kadar çok şey görebilirseniz görün."

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Buradayım - Clélie Avit | Kitap Yorumu

15 Mayıs 2017 Pazartesi

Kitabın Adı: Buradayım
Orjinal Adı: Je Suis La
Yazarın Adı: Clélie Avit
Yayınevi: Go! Kitap

Başımı çevirmek ve gözlerimi açmak istiyorum

Elsa bir tırmanış esnasında geçirdiği kaza yüzünden beş aydır komadadır. Uyanacağına dair tüm ümitlerini yitiren ailesi ve doktorları yaşam destek ünitesinin fişini çekmenin zamanının geldiğini düşünür. Ama bilmedikleri bir şey vardır: Bilincini kısmen geri kazanan Elsa etrafındaki sesleri duyabilmektedir. Ne var ki onlara hâlâ orada olduğunu söylemesinin bir yolu yoktur.
Thibault da aynı hastaneye kardeşi için gelir. Alkollü araç kullanıp iki küçük kızın ölümüne sebep olan kardeşiyle konuşmayı reddeden Thibault bir gün Elsa'nın odasına sığınır. O günden sonra da Elsa'yı düzenli olarak ziyaret etmeye başlar. Onunla birlikte uyur. Onunla konuşur. Ve Elsa'nın, söylediği her şeyi duyduğunu hisseder.
Thibault'nun bu ziyaretleri Elsa için yeniden nefes almak gibidir. Nihayet biri onunla konuşur, onu güldürür, ona uğruna mücadele edeceği bir şey verir. Thibault artık Elsa'nın gökkuşağıdır. Elsa hiçbir şey için olmasa da onun için uyanmak ister. Ama zamanı gittikçe daralmaktadır. Acaba Thibault çok geç olmadan ona ulaşmayı başarabilecek midir?

  Taslaklarıma bakarken fark ettim ki aylar önce -cidden aylar önce- okuduğum Buradayım kitabının yorumunu yazmamışım.Ve kendime "2017'de bloga girmediğim yorum kalmayacak" dediğim için de eh burada karşınızda mart ayında okuduğum kitapla duruyorum.

  Şimdi eğer dönüp bana "ne kadar hatırlayacaksın Ecrin?" derseniz size sadece göz kırpar ve gülümserim.Belki hatırlamayabilirim ama instagram ve goodreads'e çok güzel minnacık yorumlar yazmıştım.Onlardan biraz kopya çekerek hazırlayacağım bu yorumu da.

  Kitabın konusundan biraz bahsetmek gerekirse;
  Elsa dağcılıkla uğraşan bir kızımızdır.Bir gün dağ tırmanışındayken işler hiç umduğu gibi gitmez ve kendini kaçınılmaz sonda bulur: komada.
  Thibault kendi işiyle uğraşan hayattan pek umudu olmayan orta yaşlı bir arkadaşımızdır.Trafik kazası geçiren kardeşi için hastaneye gidip gelirken "yanlışlıkla" ve bilerek Elsa'nın odasına girer.Kitabımız da bu şekilde başlar.

  Kitabın konusu güzel,daha önce milyonlarca kere işlenmiş olsa da gerçekten güzel bir konuya sahip bence.Fakat yazarımızın kalemi çok usta bir kalem değil.Çünkü kitabı okurken bazı uğraşılmamış noktalara denk geliyorsunuz.Karakterler arasındaki konuşmalar,kitabın kısalığı gibi.Bunlar kitabı okurken ne kadar göze batmasa da kitap bitince insanın gözüne batmaya başlıyor.

  Son olarakta değinmek istediğim nokta kitabın kapağı.Yurt dışındaki kapağa bakmadım fakat ülkemizdeki kapağı ciddi anlamda güzel değil.Ki bence kitabın dikkat çekmemesindeki tek nokta da kapağı.

Üstümden çoook büyük bir yük kalkmış gibi hissediyorum yorumu yazdığım için.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

(#5) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları

14 Mayıs 2017 Pazar

Biliyor musunuz blogumda yazı olarak hazırlaması en uğraştırıcı fakat yazması en eğlenceli köşe "Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları" köşesi.Nedense bu köşeyi hazırlamaya başlayana kadar canımdan can gidiyor ama hazırlamaya başlayınca da tüm yazı ip söküğü gibi gitmeye devam ediyor...

Fakat şu aralar nedense içimden ne blog yazısı yazmak geliyor ne de yazmak o yüzden bu günlük bu yazıyı çook kısa tutucam.Umarım yakında blog yazma iştahım yerine gelir ve sizinle upuzun yorumlar paylaşabilirim.Çünkü hem yazmak istiyorum hem de istemiyorum.Anlayacağınız çelişki içerisindeyim.

Bir de ben bu yazıyı yazana kadar çoğu film beyaz perdeden kalktı fakat ben yine de yazmak istedim.Şu anda bir tek Galaksinin Koruyucuları 2 (tarih olarak belirteyim 11.05.2017) vizyonda.Onun dışındakilerin hepsi bildiğim kadarıyla vizyondan kalktı.


Güzel ve Çirkin
İlgili resim
Orjinal Adı: Beauty and the Beast
Başroller: Emma Watson,Dan Stevens,Luke Evans 
Yönetmen: Bill Condon 
IMDb Puanı: 7,7/10


Müzikal bir filmdi.Aşırı merak ettiğim film bittikten sonra ise beklentilerimin karşılanmadığı bir film oldu.Eğer müzikal olmasaydı kesinlikle filmi çok sevebilirdim.Ama bir yerden sonra herkesin ortaya çıkıp dans edip,şarkı söylemesi gerçekten beni boğdu.Eh müzikaller de genelde böyle olur tabii.O yüzden sadece müzikal sevmediğimi söyleyip görüntülerin,,efektlerin muhteşem olduğunu ayrıca oyunculukların da gerçekten güzel olduğunu söyleyip köşeye çekileceğim.

Tatlım Tatlım
 tatlım tatlım ile ilgili görsel sonucu
Orjinal Adı: Tatlım Tatlım 
Yönetmen: Yılmaz Erdoğan
Beyaz Perde: 2,3/5

Öncelikle belirtmeliyim ki fragmanı çok beğenerek izlemiş ve ondan merak etmiştim.Fakat gerçekten tüm güzel kısımları fragmana koymuşlar,filme konulacak bir şey kalmamış o yüzden.Tatlım Tatlım konu olarak dört çiftin tanışmasından evlenmesini,ardından da ilişkilerinin nasıl bozulduğunu konu alan bir film.Dört çift olması filmin kalitesini malesef ki düşürmüş.Çünkü siz her çiftin ilişkilerini ayrıntılı bir şekilde merak ederken film size yakından değilde,üstünkörü bir sunum veriyor.Bu da bence izlenmeyi düşürüyor,seyirciyi de sıkıyor.Bu dediklerim dışında film komikti,fazla belden aşağı espri vardı fakat yine de komikti.İzleyin demem,çok sıkılmadıysanız.


Max Steel
İlgili resim
Orjinal Adı: Max Steel 
Başroller: Ben Winchell,Ana Villafane,Maria Bello,Josh Brener,Andy Garcia
Yönetmen: Stewart Hendler
IMDb Puanı:4,6/10

Ah ah bu film hakkında hiç bir yorum yapmayacağım! Hiç beğenmedim.Gerçek anlamda beğenmedim.Önermiyorum sadece gittiğim,izlediğim ve para verdiğim için bu kısma koydum.Bilin yani.Denk gelirseniz bir on dakikasını izleyin sonra demek istediğimi anlarsınız.

Galaksinin Koruyucuları 2 
İlgili resim
Orjinal Adı: Guardians of the  Galaxy 2
Başroller: Chris Pratt,Vin Diesel,Dave Bautista,Zoe Saldana,Bradley Cooper
Yönetmen: James Gunn
Sinemalar.com Puanı: 8,6/10

Biliyor musunuz bu yazıyı yazmamın sebebi Galaksinin Koruyucuları 2.Çünkü film görsel efekt,kurgu ve karakterler ve kıyafetler ve her şeyiyle mükemmeldi.Şarkıları bir de.Nasıl unuturum o şarkıları?..Film ilk başladığında pek bir ümidim yoktu ama harika bir şekilde devam etti,hiç kendinden ödün vermeden.Hatta filmin sonlarına doğru bazı yerlerde gözleriniz bile dolabilir.Bir de Groot karakterinin küçük hali! Allah'ım büyüğü de tatlıydı ama bu küçük karakteri alıp böyle mıncırasınız gülesiniz geliyor.Eğer izlediyseniz veya izliyicekseniz bana hak vericeksiniz eminim bundan.

Bir Haftalık Sinema/Vizyon Yorumlarımızın daha sonuna geldik çok sevgili okurlarım.Beni okuduğunuz için teşekkür ederim.Yazmayı en çok sevdiğim köşelerden birine devam etmem için gaz veriyorsunuz bana cidden.

NOT: Bu yazıların hiç biri eleştirmen düzeyinde bir eleştiriyle yazılmamıştır.Yazıların hepsi blogun sahibi tarafından sohbet etmek,başkalarıyla fikirlerini paylaşmak amaçlı yazılmıştır.

(#1) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları
(#2) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları
(#3) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları
(#4) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları


BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Pazar 6'lısı | Doğum Günümde Hediye Edilmesini İstediğim 6 Kitap

16 Nisan 2017 Pazar



Oh oh iki haftadır Pazar 6'lısı yazılarını yazıyorum! Ne mutlu bana.Ciddi ciddi "Pazar 6'lılarına" yetiştiğim ve yazabildiğim için çok mutluyum.Bir zamanlar da böyle yazıyordum sürekli sonra hiç yazamamaya başladım..

İki haftadır birbirinden güzel konular var Pazar 6'lısında.Bu haftanın konusu "Doğum günümüzde hediye edilmesini istediğimiz 6 kitap".Her ne kadar doğum günüm geçmiş olsa da (12 Mart 1997), ben yine de bu listeyi hazırlamak istedim.Belki çok sevgili arkadaşlarımdan biri görüp bu listeyi bana kitap almayı kabul ederler...Bu sene de doğum günümde hiç hediye almadığımı söylemiş miydim? Ailemden başka birinin doğum günümü kutlamadığı gibi,onlardan başka hediye alan da olmuyor doğru düzgün.Ah ah ne içim şişmiş yahu geldim ben de size böyle yakınıyorum.Napalım? Benim de kaderim buymuş demek ki...
Listeme gelirsek şu aralar ciddi anlamda okumak için yanıp tutuştuğum kitaplar bunlar.

1- Hayatın Kıyısında - Jennifer Niven 

2-Güller ve Dikenler Sarayı - Sarah J.Maas

3-Vampir Akademisi 5inci kitap - Richelle Mead

4-Vampir Akademisi 6ıncı kitap- Richelle Mead

5- Sahilde Kafka - Haruki Murakami 

6- Caraval - Stephanie Garber 

Benim listem bu şekilde sizin listeniz nasıl? Yorumlara linkinizi bırakırsanız ben de sizin listenizi görüp karşılaştırabilirim.Belki benim listeme de yeni kitaplar eklenir kim bilir?


BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!



  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Pazar 6'lısı | Okumak istediğim 6 seri

9 Nisan 2017 Pazar




Bu günün konusu (09/04-17) okumak istediğimiz 6 seriymiş.Hiç girişmiyicektim fakat Okuyan Muggle'ın/Gözdenin ve Periodic Library/Eslem'in yazılarını okuyunca gaz geldi ve o gazla karşınızda pazar gecesi bitmeden yazıyı yazma derdine düştüm.

Aslında çok düşünmeme gerek bile yok çünkü hangi serileri okuduğumu ve hangi serileri okumak istediğimi biliyorum.Ama gaza gelip goodreads'i açtım,okumak istediğim kitaplara/serilere bakmaya başladım.Biliyor muydunuz okumak istediğim kitaplar okuduğum kitaplardan sayıca daha fazla....Ben öyle olduğunu düşünüyordum da,eh işte sadece düşünüyordum gerçek olduğunun farkında değildim.

Lafı çok uzatmak istemezdim ama uzattım bile.O yüzden sizi aşağıdaki güzelim listemle (doğum günümde geçti ki..) baş başa bırakıyorum.

PS: Goodreadste resmen 27 sayfa okumak istediğim kitap listesi var.Yirmi yedi.YİRMİ YEDİ.Nys.


1-THE LUNAR CHRONICLES

2-KAN BAĞI SERİSİ

3-SAGA SERİSİ 

4-KIZIL İSYAN SERİSİ

5-CENTİLMEN PİÇ SERİSİ

6-CHAOS WALKING SERİSİ

İçlerinden bir seri seçmem gerekirse en çok okumak istediğim seri şu anda Saga serisi.Alışılmışın dışında olarak roman formatında değil de çizgiroman formatında bir kitap.Sanırsam o yüzden ilgimi çekiyor tamamiyle.Diğerleri ise ilk kitapları elimde olan ama devam kitapları elimde olmadığı için meraktan delirip kesinlikle başlamadığım seriler.

Acaba benim gibi olan başka biri var mıdır? Elinde kitap olup devam kitapları yok diye okumayan? 

Her şekilde kitap alma işi cebe zararlı arkadaş.Ve bence bir o kadar da bağımlılık yapıcı.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!


  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

HEY - Kody Keplinger | Kitap Yorumu

 Kitabın adı: hey (huysuz,ergen,yalancı)
orjınal adı: lol (lyıng out loud)
yazarın adı : kody keplinger
yayınevi: pegasus yayınları 

Bazen En Büyük Aşklar Küçük Bir Yalanla Başlar…
Sonny Ardmore mükemmel bir yalancıdır. Babasının hapse girmesi konusunda yalan söyler. Annesinin onu evden atması konusunda yalan söyler. Ve gidecek başka yeri olmadığı için her gece gizlice arkadaşının evine girmesi konusunda da. 
Amy Rush, Sonny'nin sırlarını, kıyafetlerini, hatta düşmanı Ryder Cross dahil her şeyini paylaştığı tek kişidir. Ancak Sonny istemeden kendini bir gece Ryder'la yazışırken bulur… ve aslında ondan hoşlanabileceğini fark eder. Fakat ortada ufak bir aldatmaca vardır: Ryder, Amy'yle yazıştığını sanmaktadır. Ryder'ın hoşlandığı kişinin aslında kendisi olduğunu fark etmesini sağlayacak karmaşık bir plan yapan Sonny sonunda yalanlarının üstünü örtebilecek mi, yoksa tüm bunlar hem hoşlandığı çocuğu hem de dostunu kaybetmesine mi neden olacak?

Vuhu! Nisan ayına güzel başladım bence,on günde iki yorumla güzel istatiklere doğru koşuyorum.Bunun işlerimin,koşuşturmacalarımın biraz durmasıyla ve benim nihayet kendime vakit ayırabilmemle bayağı bağlantısı var aslında.

Sıcakları ya da soğukları hissediyor musunuz? Siz nasılsınız? Sınavlarınız,vizeleriniz veya günleriniz nasıl geçiyor? Mart ayında benim yorulduğum kadar yorulmamışsınızdır umarım.Çünkü ben acayip yoruldum.

Neyse bu günkü konum ne benim yorulmam ne de başka bir şey.Bu günkü konum bir kitap yorumu.Yalnız kitabın yorumuna geçmeden önce, yakında (belki de bir kaç güne) çook güzel bir dizi yorumuyla gelicem ki o dizinin sizinle kitabının yorumunu da paylaşmıştım evet büyük ihtimalle diziyi hepiniz tahmin ettiniz ama yine de söylemiyeceğim.

Tüm söylediklerimi söyledim galiba.Artık yoruma geçebilirim;

Bir insan yalan söyleyerek hayatını nasıl kurtarabilir? Ya da şöyle söyleyeyim; bir insan yalan söyleyerek nasıl bir hayat yaşayabilir ? Sonny yalan söyleyerek gayet güzel bir hayat yaşadığını düşünüyor.Çünkü yalan söyleyerek tüm suçlamalardan,cezalardan -ki bu ceza öğretmeninin vereceği ödev cezası bile olsa- kurtuluyor.Ve bu şekilde yalan söylemenin gerçekten iyi bir şey olduğunu düşünüyor.Fakat en yakın arkadaşı ve onu seven çocukla Sonny arasında bir üçgen oluşuyor.İstemeden ve yanlış anlaşılmayla.Sonny doğruları söyleyerek düzeltmek yerine,yalanlarla tüm yaptıklarının üstünü örtmeye çalışıyor.Eh hepimiz yalanın kötü bir şey olduğunu ve sonunda başımıza dert açıcağını biliriz değil mi?


Bir gün yine canım sıkıldığında ve kitap okumak istediğim günlerden birinde telefonuma e-kitap olarak attığım kitaplardan birini başlamak istedim.O sırada da HEY'i attığımı fark ettim.Üç yüz yirmi sayfalık bir kitap olduğu için de seçmem için bana başka bir neden vermiş oldu.Çünkü çok çabuk okuyup bitirebileceğim şekildeydi.İnce bir kitap ne de olsa değil mi? Ardından dersteyken başladım ve o gün içerisinde de bitirdim kitabı okumayı.

"Ne kitaptı ama!" demek isterdim.Aslında diyebilirim de,sadece isminden kapağından çekiniyorum kitabın.Yoksa bize ilettiği bir mesaj olduğunu düşünüyorum.Hatta ve hatta kitabı okuduktan sonra insana bir idrak getirdiğini bile düşünüyor olabilirim.Normalde insanlar bestseller kitapların bir şey katmadığını düşünüyorlar.Fakat bazıları öyle güzel kurgulanıp öyle güzel mesajlar aktarıyor ki bize anlatamam,ki anlatamıyorum.

Kody Keplinger'in bir kitabı daha var hatta dilimize de çevrildi.Hatta ve hatta filmi bile çekildi.(SAP) Ben onun kitabını okumadım fakat filmini izledim.O film ile bu kitabı karşılaştırmam gerekirse,birbirlerine oldukça benzediklerini söyleyebilirim.Zamanınızı güzel,sevimli bir şekilde geçirebileceğiniz kitaplardan biri bence HEY.

Yazımı bitirmeden önce ciddi şekilde son iki kitap yorumumun da birbirine benzediğinin farkındayım.Ama insan bazen aynı kitabı iki kere okumaktan bile sıkılmıyor.O yüzden girdiğim yorumların arasındaki farkı okuduktan sonra fark ediceksiniz eminim.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Sevdiğim Tüm Erkeklere - Jenny Han | Kitap Yorumu

6 Nisan 2017 Perşembe

Kitabın adı: sevdiğim tüm erkeklere
orjinal adı:to all the boys ı've loved before
serinin adı: to all the boys ı've loved before
yazarın adı: jenny han
yayınevi: pegasus yayınları

Ya şimdiye dek âşık olduğunuz her erkek onlar hakkında ne düşündüğünüzü öğrenseydi?.. Hem de hepsi aynı anda!

Lara Jean aşk mektuplarını annesinin verdiği bir şapka kutusunda saklıyordu. Bunlar başkasından aldığı mektuplar değil, kendi yazdıklarıydı. Sevdiği her çocuk için bir; toplam beş tane. Yazarak kalbi ile ruhundakileri dışarı dökebiliyor ve gerçek hayatta asla söyleyemeyeceği duyguları mektuba aktarabiliyordu çünkü onları sadece kendisi görecekti. Tabii bu gizli mektuplar postalanınca durum değişti ve böylece Lara Jean'in hayali aşk hayatı birdenbire kontrolden çıktı...

Kitabı okumamın üzerinden onlarca zaman geçtiğinin farkındayım tabii ki.Fakat bu sene için (2017den bahsediyorum) okuduğum her kitabın yorumunu bloguma gireceğime dair kendime söz verdim.Tam olarak söz de sayılmaz belki ama bunu istiyorum ve ne kadar uzun zaman geçerse geçsin bir kitabın üzerinden yine de sizinle duygularımı,okurken hissettiklerimi ve tabii kitapla ilgili bilgileri paylaşıcam.

Öncelikle yoruma ve kitapla ilgili diğer bilgilere başlamadan bu kitabın benim Jenny Han'ın okuduğum ikinci kitabı olduğunu belirteyim.İlk okuduğum kitabının yorumuna/ Güzelleştiğim O Yaz ismine tıklayarak ulaşabilir,isterseniz de okuyup yorum bırakabilirsiniz.

Sevdiğim Tüm Erkeklere aslında hem klişe hem de özgün bir konuya sahip.Özgün olan yanı şu ki daha önce hiç aşık olduğu erkekleri unutmak için onlara mektup yazıp saklayan bir genç kızla ilgili kitap okumamıştım.Klişe olan kısmı ise konunun işleniş şekli,konuyu ilerleten kişi ve aslında kitabın tamamı.Bana şu anda ters laflar söyleyebileceğinizin farkındayım ama bir dinleyin.Lara Jean Song,Song kızlarının ortancası ve duygusal manada en yoğun hisleri yaşayan Song kızı.Bir cümle de iki kere "Song kızı" dedim.Merak etmediniz mi bu terimi? Song kızı Lara Jean ve kardeşlerinin annelerinin ölümü ardından kendilerine taktıkları ad.Aslında tatlı,bir yandan da o kadar üzücü bir durum bence.Tamam tamam konudan sapmıyorum; Lara Jean az önce de söylediğim gibi sevdiği erkekleri unutmak için onlara mektup yazıyor.Hem de öyle böyle mektuplar değil! Adreslerini bile yazıyor üstlerine.Ardından bu mektupları bir güzel saklayıp kutuluyor.Ama hiç birini mektubu okuması gereken kişiye göndermiyor.O mektuplar hep onda kalıyor.İşte olaylar da Song kızlarıyla ve Lara Jean'le başlıyor.


Kitabı okurken ve okuduktan sonra yüzüme tatlı bir gülümseme yayıldı.Ki kitabı üç saatte okuyup bitirdiğimi,kitabın etkisinin de iki saatte falan geçtiğini sayarsanız bence bir günlük mutluluk kaynağı elde etmiş olabilirsiniz.(Kitabı okumak için kitaba verdiğiniz parayı unutursanız mutluluğunuz daha kalıcı olabilir,çünkü kitabın fiyatı -hardcover olmamış hali- 29 tl)

Mutluluk falan dedim,şimdi de dediklerimi devam ettireyim.Mutluluğunuz ve kitabı okumanızın üzerinden bir gün geçti.Pişmanlık geliyor.Çünkü Jenny Han aslında sizi bir günlüğüne mutlu eden,size bir şey katmayan (mutlu olmak dışında) bir yazar.Seviyor muyum yazarı,yoksa sevmiyor muyum inanın ben de bilmiyorum.Bazen aklımda Jenny Han'a karşı değişik düşünceler dönüyor.Yine de bu çıkan diğer kitaplarını okumama engel olmuyor.

Tekrar diyorum tekrar tekrar da diyicem; eğer bu kitabı ebook olarak okusaydım daha mutlu olucaktım.Çünkü ben -artık- böyle kitaplara bu kadar para vermeyi mantıksız buluyorum.Yine de yazar da kendince yazmış ve uğraşmış değil mi?

(Evet yorumumu çooook açık uçlu bitirdim.)

(Yalnız bu kitabı film yapsalar aşırı tatlı bir romantik film olur.Kesin izlerdim.)



BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS