[7.GKK BLOG TURLARI 2.GÜN] Aşkın Gölgesi - Gülşah Elikbank | Kitap Yorumu + Alıntılar

27 Nisan 2014 Pazar



Kitabın Adı : Aşkın Gölgesi 
Yazarın Adı : Gülşah Elikbank 
Yayınevi : Yabancı 
Sayfa Sayısı : 337 
Tür: Romantik,Dram
Edebiyat profesörü ve yazar olaan Esma,kocası öldükten sonra kızı Ece ile birlikte Berlin'de yaşamaya başlar.Sürekli annesiyle sorunlar yaşayan on yedi yaşındaki kızı Ece,bir gün bodrumda bir kitap bulur ve o kitapla birlikte annesini hiç tanımadığını fark eder.Bu kitabı bulmasının ardından Ece ve annesi Esma'nın hayatı hiç beklenmedik şekilde değişecektir. Gülşah Elikbank'ın kaleme aldığı ve dokuz ülkede yayımlanan romanı Aşkın Gölgesi,aile,arkadaşlık ve aşk üzerine yazılmış insanın içini ısıtan sıcacık ve etkileyici bir roman.



Merhabalar canlarım.
Biraz buruk bir şekilde giriş yaptığımın farkındayım.Ama inanın ki ne yazacağımı ne söyleyeceğimi bilemiyorum.Dilim tutulmuş durumda.Ne dersem hafif gelicek diye korkuyorum.Umarım yazarımız yorumumu okur ve kederimi bir parçada olsa anlar.

Sizin için konuyu hafifçe açıklıyım ne dersiniz ? Sonra kitaba karşı koyamayacaksınız benden söylemesi.

Ece doğum gününde annesiyle beraber yaşadığı evin şarap mahzenine iner ve sandıkta bir kitap bulur.Kitabın yanında da bir mektup vardır.Annesinin uçaktan inmesine daha saatler olduğunu gören Ece vakit geçirmek için bu kitabı okumaya karar verir.Ama kararıyla annesinin geçmişini daha da kötüsü acılarını öğrenecektir.Anne ve kızın arasında oluşan bir bağ kurulmasına da sebep olacaktır bu kitap.

Öncelikle söylemeliyim ki Ahmet'ten,Cemalden ve Canan'dan nefret ediyorum.Sanırım en çok nefret ettiğim kitap karakterleri arasında ilk 10'a girmeyi başardılar kendileri.Yoluma çıksa Canan şu an hemen öldürebilirim.Canını kollarımda verir.İyi ki de gerçek bir karakter değil.Böyle insanlar yok değil gerçi.Varlar.Onların da süreleri sınırlıdır.Turca konuştuk ve karar şudur ki Canan'ı cidden hiç birimiz sevmemişiz.Hiiç.

Başka bir hususta Zeynep'in upps Esma'nın çektikleri.Canım,annem,kuzum sevgili Esma'cığım nasılsın iyi misin ? Bağrıma basmak istiyorum bu kadını.Evlat mı edinsem ddiye düşünmedim değil ama ben onu değil de o beni evlat edinebileceği için ancak pes ettim.

Ah Ece var bir de Ece,Ece,Ece ! Bu karakteri sevdiğimi mi söylemeliyim ne söylemeliyim bilmiyorum.Ama şunu söylemeliyim ki Ece olmasaydı Esma belki de hayatının sonuna kadar buruk ve mutsuz şekilde yaşayacaktı.
Demem odur ki siz siz olun bu kitabı alıp okuyun.İnsanların neler çektiğini nasıl aşklar olduğunu bu kitaptan sonra görüceksiniz.Ve bazı insanları öldürme istediğiniz çok hat safhalara çıkacak.Benden söylemesi.Öhüm son bir şey söyleyebilir miyim ? Dün yayınlanacak olan yorumum ve alıntıları bu gün okumuş olucaksınız ama alıntılar için alt satılara göz atmanız gerekecek ! Buyurunuz ;

ALINTILAR


"Evet doğru.Çok huzursuzum çünkü kontrolün benden çıkması beni deli ediyor.Kendime hakim olamıyorum artık.Bu aşk denen şey, sanki hastalık gibi.En kötüsü de bu hastalık insanın hoşuna gidiyor." Sayfa 28

Ahmet bu ismi onayladığını belli ederek "Kartopu" diye tekrarladı.Yavru kedinin siyah,ıslak burnunu hafifçe okşayarak yineledi ismi.

Vapur arkasında beyaz köpükler bırakarak Haydarpaşa'dan ayrılırken,iki sevgili kendilerini gökteki martılar kadar özgür hissediyordu.Martılar,simit yağmuru altında gibi bir o yana bir bu yana süzülürken attıkları çığlıklar,onların yüreğinde kahkahaya dönüşüyordu.Suları yararak ilerleyen vapur Eminönü'nü karşısında aldığında ortaya çıkan manzara Ahmet'e İstanbul kartpostallarını anımsatıyordu.Görkemli camilerin adeta göğe değen minareleri bu şehri kutsuyordu aşklarının onları kutsadığı gibi ! (sayfa 114)

"Çok canım acıyor anne.Kalbim acıyor.İnsanın yüreği acır mı oysa ? Çocukken defterlerime çizdiğim kalplerden geçirdiğim oklar gerçek sanki.Kalbimin orta yerine saplanıp kaldı hepsi.Kan yerine göz yaşı akıyor yüreğimden." (Sayfa 146)

"Bazıları için yalnızlık en hakiki dosttur.Yalnızlığın sesine kulak vermeyi bilenler için,kendini yeniden keşfetmektir yalnızlık.Yüreğinin arzularına yalnızlığının yol göstericiliğiyle ulaşır bazıları.Ama bazıları için yalnızlık en büyük düşmandır.Eğer yalnızlığın seni avuçları içine almasına müsaade edersen,bir daha asla eskisi gibi olamazsın.Günden güne yer bitirir seni yalnızlık.Yalnızlığın son bulsa da bir gün,sen artık başka birisisindir." diye cevapladı Mine Haanım gözlerine yerleşen şefkatle.(Sayfa 147)


"Hayat,silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır.İçinde hem hatalar hem yalanlar vardır.Önemli olan senin o resme ne kattığındır kızım.
Seni çok seven annen..."(Sayfa 211)

"Biz hayaller kurmayı severiz.Keşke'leri belkileri severiz.Renklerden pembeyi severiz.Oysa içimiz kıpkırmızı,dışımız simsiyahtır.Çocukken gözlerimizde gökkuşağı vardır.Dünya rengarenktir.Büyüdükçe renkler terk eder insanı..." (Sayfa 223)

"Cemal gözlerini Zeynep'in göremediği ateşlerle yakarken 'Sen en kötü şartların içinde yokluğun ortasında ceneti görebiliyorsun Zeynep.Oysa benim gözlerim, o cennetin içinde sadece cehennemi arıyor.'dedi." (Sayfa 261)

"Son sözünü Canan'ın anlayacağı dilden söylemek için tüm gücünü topladı.
'Biliyorsun Canan arkadaşlık ağaca benzer,kurudu mu yeşermez.'dedi serinkanlılıkla.
Canan histerik bir kahkahayla "En azından Nazım'ı sevdiğini unutmamışsın" dedi."(Sayfa 303)


NOT : Desteklerinden dolayı ve bu kadar güzel bir kitabı bize yolladıklarından dolayı Yabancı yayınlarına ççook teşekkür ederim/z.Ve yazarımıza da böyle harika bir kitabı yazdığı için teşekkür ederim sayesinde ağla ağla ne hissedeceğimi şaşırdım.

[6.GKK BLOG TURLARI 7.GÜN] Gece Geçen Gemiler - Beatrice Harraden | Kitap Yorumu

21 Nisan 2014 Pazartesi

Kitabın Adı : Gece Geçen Gemiler
Orjinal Adı : The Ship Pass The Nigth
Yazarın Adı : Beatrice Harraden
Yayınevi : Altın Bilek
Tür : Dram,Aşk
Zihninizin derinliklerinde biriken umutsuzluğu, bir yaşama amacına nasıl dönüştürürsünüz?
Bernardine. Yüreğine savrulan gözyaşlarının boğuculuğuna direnen Bernardine. Umudunu, yaşama dair her şeyini savaşa kurban edecek olan ve yaşam savaşına, tepesinden cennete baktığı bir hastanenin bahçesinde, karanlık koridorlarında, müşahede odalarında devam edecek olan Bernardine. Tepeden gördüğü körfeze gelen gemilerde umudunu, yaşamının geri kalanını bulmayı ümitle bekleyen, bekledikçe içinde büyüyen hastalığın, kurtuluşunun tek yolu olduğunu bilen Bernardine. Bernardine sizi duygular arasında bir serüvene ve umudun gücünü hissetmeye davet ediyor. Bu kitabı asla unutmayacaksınız…

Herkese merhabalar ! 
Turun yedinci ve son günü "Gecen Geçen Gemiler" adlı kitabımızın yorum sırası bende.Bende ama nasıl yorum yazacağımı nasıl başlayacağımı bile bilemez haldeyim.Öyle ki yazacağım kelimeleri seçemiyorum.Hal böyleyken direkt konuya gireceğim sayın okuyucu kusura bakmayınız lütfen.

Kitabımız 26 yaşındaki küçük mü küçük ve hasta Bernardine ile Huysuz Adam'ın aşık olmasını anlatıyor.Tabi bu aşk hem sevgi dolu hemde nasıl diyeyim felsefe dolu.Kesinlikle aşklarını ifade edebileceğim en güzel iki kelime "sevgi" ve "felsefe" olur.Huysuz Adam yani Robert Allitsen herkesin konuşmaktan çekineceği yanına yanaşmaktan korkacağı bir tip.Fotoğraf çekmeyi çok seviyor ve özgür değil.Özgür değil derken annesi ölene kadar Petershof'a mahkum hissediyor kendini.

Peki Bernardine ? O kadar hasta ve her şeyden vazgeçmiş gencecik bir kadın.Hasta olduğundan beri hayattan beklentisi olmayan ve ölmeyi bekleyen biri.


Kitabımız  Bernardine ve Huysuz Adam'ın aşklarını çok güzel bir şekilde işlemiş.
Hele bazı yerler vardı ki grupça konuşurken ağladığını söyleyenler oldu.Kitapta gözlerinizin dolduğunu bir çok yerde hissedeceksiniz.


Şahsen Bernardine karakterine çok sinir oldum sanırsam benim kadın karakterlere karşı beslediğim bir nefret duygusu var ısınamıyorum kadın karakterlere.Ve Bernardine'den ne kadar nefret ettiysem Huysuz Adam yani Robert Allitsen'i o kadar sevdim.Aslında kitabı biraz TFIOS'a benzetmedim değil.Sanırım iki kitapta ölümcül hastalıkları konu aldığı için böyle oldu.Aynı Yıldızın Altında'yı beğenenler için  önerebileceğim bir kitap kendileri.

Öhüm öhüm bir yazının daha sonuna geldik ! Destekleri için Altın Bilek yayınlarına teşekkür ediyoruz bu kadar güzel bir kitabı bizimle paylaştıkları için bir daha ki turda görüşmek üzere :* 

[1.GKK Okuma Etkinliği] Masumiyet Çağı - Edith Wharton | Kitap Yorumu

10 Nisan 2014 Perşembe

Kitabın ADI : Masumiyet Çağı
Yazarın ADI : Edith Wharton
Yayınevi : Altın Bilek
Tür : Dram,Romantik,Tarihi Aşk
Amerikan Edebiyatının kendisi de bir roman kahramanı gibi "büyük" bir hayat yaşamış önemli romancısı: Edith Wharton. Gerçek romanlar çağı 19. yüzyılın, o romanı roman yapan her şeyi içeren "büyük" romanlarından biri daha... Henüz gururun, onurun, aşkın ve tutkunun parayla kirletilmediği bir yüzyılın, bugün artık hatırlayan kimsenin kalmadığı, Beşinci Cadde'deki bahçeli villalarda, Avrupa kıyafetli beyefendilere beyaz eldivenli uşakların hizmet ettiği, unutulmuş bir New York'un romanı...Bu çağ romanını, ancak "büyük" atmosfer filmlerinin yaratıcısı Martin Scorsese beyaz perdeye aktarabilirdi... öyle de oldu. Filmde, Daniel Day-Levis, Winona Ryder ve Michelle Pfifer oynadı.


Merhabalar canlarım !
İlk okuma etkinliğimizle karşınızdayız.Son gün ve son yorum benden.Çok harikayım değil mi ? Son yorumu alıyorum ki haftayı açamadım bari turu kapatayım -ehehehe- 

Aslında konuşma faslını uzatırdım ki beni biliyorsunuz konuya girmeden önce bin bir tane kitapla ilgilisiz şey söyler sonra konunun kitap olduğunu hatırlar ve de onunla ilgili de iki saat dedikodu yaparım.Bu sefer acelem olduğu için yazıyı da yorumu da kısa tutucam malesef ki.

Öhüm yoruma geçeyim o halde.
Kitabımız Newland Archer'ın May'i yani aradığı kadını bulduğunu zannetmesiyle kitabımız başlıyor.May Archer'ın hayalini kurduğu kadın tipi.Daha doğrusu hayalini kurduğu kadın olabilecek biri.Archer ise May için tamamiyle mutlu olmanın yolu.Bu iki birbirisi için yaratılmış insanın nişanlarını duyurmaları ile olaylar başlıyor.Ve kitaba bir karakter daha ekleniyor : Kontes Olenska.Namı değer Ellen Olenska.New York'un ayıpladığı,sürekli dedikodusunu yaptığı ama her operada her etkinlikte aranan bir bayan.Evli ama o şartlarda New York'un o yaşantısında boşanmayı göze alabilecek biri.Aynı zamanda Archer'ımızın May'inin kuzeni.Ve Archer'ın aşık olacağı hayalini kuracağı kadın.Sakın spoiler verdiğimi zannetmeyin.Kitabın ilk 20. sayfasında anlıyorsunuz bu olayı.O yüzden rahatlıkla okuyabilirsiniz kitabı.


Huh konuyu azıcık da olsa çıtlattığıma göre dedikoduya başlayabilirim ! Ne dersiniz ?

Öncelikle kitap boyunca May'den,Archer'dan nefret ettim.Nedense birbirlerine tam uyduklarını düşünmekteyim.Yazar tam uygun karakterler kurmuş kendi hayal dünyasında.Bir başka konu da benim klasiklere karşı duyduğum ön yargı.Roman okumayı seviyorum tabi ki ama bunun içine klasikler girince "ohhh yoo" tepkisi de giriyor tabii ki.Ondan sonra da elimde sürünen bir türlü bitmeyen bir kitap çıkıyor ortaya.Yalnız bu kitapta tarihi aşk  oluncaa iş farklı bir boyuta taşındı.

Şahsen ben kitabı Madam Bovary'ye benzettim.Nedense Madam Bovary'i bitirdiğimde içimi büyük bir hüzün kaplamıştı.Bu kitapta da öyle olucak diye çok korktum.Hiç bir şey söylemeyeceğim Madam Bovary'i okuyanlar sonunu düşünüp bu kitapla ilgili bir çıkarımda bulunabilirler.Olmaz okuyucu oh yo merak etmelisin ! Merak etmelisin ki okuyup dedikodu yapabilelim ! :D 

Yalnız vaktim kısıtlı derken almış daha da konuyu nereye taşımışım neyse ne diyordum huh Kontes Olenska namı değer Ellen kitap boyunca en üzüldüğüm karakter oldu.Kadınların hakları konusunda hassas biri olarak hep kitap boyunca Olenska'yı tuttum.Ama ama ben kimim ki beni kim umursasın ki ? Tabi ki Kontes'te umursamadı.Sonucu çok büyük şeyler doğursa da başkalarını dinledi.Ama ben dememiş miydim "HAYIIIR YAPMAA" diye demiştim.Haklıyım arkadaşlar.Alkış lütfen.

Özür dilerim okuyucu vaktim kısıtlı derken ciddiydim.Uçmam gitmem gerekiyor ve başka bir yazıda umarım Altın Bilek desteğiyle -Kendilerine çok teşekkür ediyorum/z- başka bir yazıda -okuma etkinliğinde görüşmek üzere ! 

[1.GKK OKUMA ETKİNLİĞİ] Masumiyet Çağı - Edith Wharton | Kitap Tanıtımı

7 Nisan 2014 Pazartesi

Kitabın ADI : Masumiyet Çağı
Yazarın ADI : Edith Wharton
Yayınevi : Altın Bilek
Tür : Dram,Romantik,Tarihi Aşk
Amerikan Edebiyatının kendisi de bir roman kahramanı gibi "büyük" bir hayat yaşamış önemli romancısı: Edith Wharton. Gerçek romanlar çağı 19. yüzyılın, o romanı roman yapan her şeyi içeren "büyük" romanlarından biri daha... Henüz gururun, onurun, aşkın ve tutkunun parayla kirletilmediği bir yüzyılın, bugün artık hatırlayan kimsenin kalmadığı, Beşinci Cadde'deki bahçeli villalarda, Avrupa kıyafetli beyefendilere beyaz eldivenli uşakların hizmet ettiği, unutulmuş bir New York'un romanı...Bu çağ romanını, ancak "büyük" atmosfer filmlerinin yaratıcısı Martin Scorsese beyaz perdeye aktarabilirdi... öyle de oldu. Filmde, Daniel Day-Levis, Winona Ryder ve Michelle Pfifer oynadı.


KİTAP TANITIMI 




Kendisini kıta Avrupa'sının kökleşmiş ve kemikleşmiş alışkanlıklarından soyutlayarak, yeni tarz bir yaşama biçimi ve yeni tarz bir sosyete yaratmak hevesindeki Amerikan burjuvazisi, kendilerine Avrupa'dan geçmiş pek çok alışkanlığı küçümserken, aslında benzer bir hayatın içinde yaşadıklarını bilmiyorlardı.

Hayata bakışları da öyleydi. Bir kadın için en kötü evlilik dul kalmaktan daha iyiydi. Ama evlenilecek erkeğin duruşu, sosyal statüsü ve serveti, seçimleri zora sokuyor, bayanlar arasındaki rekabeti arttırıyordu.

May, Archer ile evlenmek konusunda çok istekliydi; Archer'ın kalbi ise Madam Olenska'daydı ve onun kocasından boşanıp kendisiyle evlenmesi için elinden geleni yapıyordu. Madam Olenska ise, ne servetten vazgeçiyor, ne de Archer'a duyduğu sevgiden...

Gizlice yapılmış anlaşmalar, kadınların ayak oyunları, gizli buluşmalar, küçük ama ayıp karşılanan tensel yaklaşımların gölgesinde var olmaya çalışan bir aşk... Ama kimin aşkı daha gerçekti?

Hem kıtalar ne fark ediyordu ki? Aşk, Amerika'da da Avrupa'da da aşktı...



EDITH WHARTON 



Edith Wharton (24 Ocak 1862 – 11 Ağustos 1937ABD'li yazar ve moda tasarımcısı.
En fazla tanınan eseri "Masumiyet Çağı" (The Age of Innocence1920) adlı romanıdır, ve 1921 yılında Pulitzer Ödülünü kazanmıştır.
I. Dünya Savaşı esnasında Paris'te Kızıl Haç örgütü için yaptığı yardım çalışmalarından ötürü, Fransız Légion d'honneurnişanıyla ödüllendirilmiştir.
Paris'de iken Amerikalı ünlü gazeteci William Morton Fullerton büyük bir aşk yaşamıştır.
Aralarında Henry JamesF Scott FitzgeraldJean CocteauErnest Hemingway ve Theodore Roosevelt'in bulunduğu, çağının önemli ve etkili entellektüelleriyle olan arkadaşlığı da ayrıca dikkat çekicidir.



Dizi Yorumları : The Master's Sun

5 Nisan 2014 Cumartesi

 Dizinin Adı : The Master's Sun
Oyuncular : So Ji-Sub , Kong Hyo-Jin
Senarist : Hong Jung-EunHong Mi-Ran
Bölüm Sayısı : 17
Yayınlandığı Kanal : SBS
Yayınlandığı Yer : Güney Kore
Tür : Romantik,Dram,Korku
Dizi, hayaletleri görebilen bi kadın ve onun hayalet gördüğüne inanan bir adamı konu almaktadır.
Joo Joong-Won (So Ji-Sub), hırs ile dolu bir şirket yöneticisidir. Her şeyi, hatta kişisel ilişkileri bile para ile ilgilidir.
Tae Gong-Sil (Gong Hyo-Jin) ise kolayca ağlayabilen bir sekreterdir.
Kasvetli bir kişiliğe sahiptir. Bir olaydan sonra Tae Kong-Sil'in hayaletleri görmesi için bir yol açılır. O andan itibaren geceleri uyuyamamaya başlar. 


Merhabalar eey rüya kitaplık sakinleri ! 
Bir dizi yorumuyla daha karşınızdayım.Bu dizi yorumları benim hoşuma gittiği kadar sizinde hoşunuza gidiyordur umarım.Çünkü bundan sonra sık sık dizi yorumları görüceğinizi temin ediyorum.Kitap okuyamayınca bir insan ne yapar dizi ya da film izler ki benim yerimde biri daha çok dizi izler.

Öhüm bu sefer Man From the Star'stan sonra bir kaç dizi arayışına girmiştim sonra 2013'ün dizilerinden olan The Masters Sun'la karşılaştım.Aslında diziye başlama gibi bir niyetim hiç yoktu.Ama bir baktım ki kardeşimle beraber diziyi açmışım ve izliyorum.İlk gün 10 bölümü birden bitirdim.Hem pazar günüydü hemde yapacak işim yoktu bu yüzden hemencecik bitti 10 bölüm.Peki konusuna gelelim mi ? 


Tae Gong Shil'in bir kaza geçirmiştir o kadar kötü bir kazadır ki bu kızımız evden çıkmaya dahi korkmaktadır.Ayrıca kendisi üç yıl boyunca hastanede yatmıştır.Uyanmadan.Uyanınca da tamamiyle farklı bir hayata gözlerini açmıştır.O artık başkalarının göremedikleri şeyleri görmektedir.Hayaletleri.Bu özelliği onu herkesten farklı kılmaktadır.








Bir gün Tae Gong Shil gördüğü babanne hayaleti sayesinde yağmurlu bir günde yola çıkmıştır.Bu sırada esas çocuğumuz da iş anlaşmasını tamamlamış ve adamın söylemiyle orada olan hayalet Joo Jong Won'a lanet okumuştur.Joo Jong Won adamın söylediklerini kulak asmaz ve arabasına binip şoförüne evine gitmesini söyler.Yağmurlu olan akşamda Tae Gong Shil yolda beklemektedir.Joo Jong Won'un şoförüne arabayı durdurmamasını sürmeye devam etmesini söyler lakin araba birden durur ve iki karakterimizin yolları böylelikle kesişir.


Dizi 17 bölümden oluşuyor ne kadar kısa değil mi ? İlk başlarken "ohhh iyi iyi baya da uzunmuş aaa bir bölümü de 58 dakikaymış oh" demiştim.Dizi bittiğinde ise yine ağlama durumundaydım.Bu diziler bana yaramıyor arkadaş.


 Oyuncularımıza ggelirsek aayy öyle tatlılar ki zaten So Jib-Su'yu beğeniyordum.Bu diziyle kalbimde iyice yer edindi.Bir de Tae Gong Shil'e davranışlarıyla oyunculuğuyla iyice sevdim kendisini.Kong Hyo-Jin ise o kadar tatlı biri ki.Hele yanakları kendime benzettim dizi boyunca yanakları bakımından.Sürekli dişlerine baktım çünkü o kadar güzel dişleri var ki.


Bu arada dizi boyunca yukarıdaki repliği ve o Joo Jong Won'un el hareketini sizde ezberleyeceksiniz lakin kızımıza karşı en çok kullandığı kelime KKEOJYEO.



Son olarakta dizi boyunca hayaletlerin kızımızın içine girdiğine bir çok kez tanık olduk.Aklıma en çok köpek ve kedi girmesi takıldı.Çoook komikti kızımızın içine hayalet girdiği sahneler o ayrı ama kedi ve köpek ? Cidden yaratıcı bir fikirmiş.


Bir şey daha diziyi izlerken vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz final bölümünde üzülüyorsunuz bile ama hiç pişmanlık duymuyorsunuz hele de o sonuyla.Sonunun güzel bittiğini söylemeliyim.Şahsen kötü sonla bitiyor diyen dizilerden hemen vazgeçiyorum.

Bir daha ki dizi yorumunda görüşmek üzere rüya kitaplık sakinleri !

Şaka yapmadan gidemeyeceğim KKEOJYEO herhangi insan.HİHİHİ.



Çocuk da Yapamadım Kariyer de - Vefa Enver | Kitap Yorumu

4 Nisan 2014 Cuma

Yazarın Adı : Vefa Enver
Kitabın Adı : Çocuk da Yapamadım Kariyer de
Yayınevi: Ephesus
Türü : Romantik,Komedi
İdefix  | D&R 

Romantik komedinin kraliçesi vefa enverin bulamadığınız romanının ikinci baskısı önce kitapta!

Ahu, Aslı ve Sibel... birbirinden tamamıyle farklı ama tesadüfen yolları kesişmiş üç kişi...
Ahu kariyer, Aslı aşk, Sibel ise eğlence peşinde koşarken Ahu aşkın önemini, Aslı tutunmakta geç kaldığı kariyerini Sibel ise hayatın ciddi yönlerini sorgulayacak.
Kısacası her şey iyice karışacak ve bu arada olan, bu üç kadının hayatına giren erkeklere olacak, yine de onların kızlardan, kızların da onlardan vazgeçemeyeceklerini anlamaları uzun zaman almayacak.

"Hayatım nereye gidiyor?" sorusunun cevabını aramak hiç bu kadar keyifli olmamıştı, iddia ediyoruz ki ilk baskıyı okuyan herkes gibi siz de bu kitabı okuduktan sonra serinin bağımlısı olacaksınız!
Öyle ki, biz serinin devam kitaplarını vakit geçmeden yayımlamak zorunda kalacağız.

"bir an kaptırıp kendimi Aslı, Ahu ve Sibel in arkadaşıymışım gibi hissettim, o kadar gerçekler, yaşananlar o kadar tanıdık ki onlara kapılmaktan alamadım kendimi, hatunlar her üzüldüğünde elimde terlikle koşup o erkekleri dövmek istedim."


Merhabalar bayanlar ve baylar ! 
Nisan ayının ilk kitap yorumundan herkese merhabalar.Çok mutluyum çünkü mart ayında okuyamadığım kitapları bu ay okuyup bitirmeyi ve de bol bol yorum yazmayı planlıyorum.Ki bu yorumlara dizi,film yorumlarını da eklemeyi planlıyorum.İki planlı cümle üst üste geldi ama kusuruma bakmayınız lütfen.


Öhüm bu sefer fazla yaygara koparmadan yoruma geçicem ama ilk kitabın konusunu azıcık çıtlatayım değil mi ? Kitabımız tamamiylee pembe dizi dedikleri türden bir kitap.Okurken hayallere dalacağınız "ah o karakter yerinde ben olsaydım var yaa" diyeceğiniz bir kitap.

Üç tane birbirinden tatlı ana karakterimiz var ; Ahu,Sibel ve Aslı.Hepsi 30lu yaşlarında yanlış hatırlamıyorsam.Ahu ve Aslı'nın 30lu yaşlarında olduklarına çok eminim malesef Sibel için aynı şeyi söyleyemeyeceğim unutmuş bulunmaktayım -kısa süreli reset durumundayım-.Ahu  bir şirketin en önemli çalışanlarından biri,güzel,akıllı ve işkolik.Her şeyi işine göre ayarlayan bir kadın.Ve bir tek önceliği var o da iş.

Sibel minyon tipli hafif balık etli ama çok güzel saçlara sahip havalı ve de kıpır kıpır biri.Erkekleri avucunda tutan gözlerinin içine bakmalarını sağlayan ve bir anda bir kaç erkeği oyalayan bir kadın.Sex and The City'deki Samantha gibi de diyebiliriz.
Ve Aslı ah ah sanırım kitap boyunca en çok Aslı'yı sevdim.Akıllı,planlı programlı,balık burcu ve aşka inanan son derece duygusal biri.Erkeklerin pek dikkatini çekemeyen sadece yaşamak için yaşayan ve de kullanılmaya alışmış biri anladığım kadarıyla.
Birbirinden değişik ve zıt üç kadının hayatlarını,maceralarını ve en önemlisi aşklarını anlatan bir kitap "Çocuk da Yapamadım Kariyer de".


Bursa Kitap Fuarında Vefa Enverin bu serisinin tüm kitaplarını almıştım ephesus standından.İyi ki tüm seriyi almışım.Çünkü hem kapakları çok güzel hem de konusu bakımından beni çekiyor.Hatta çekmiyor kitaba bağlıyor ve sürekli merak içinde bırakıyor insanı.

Ayrıca Vefa Enver'in dili o kadar sade ve o kadar güzel ki insanın hiç kafası karışmıyor."Ha şu burda bu böyleydii şimdi nasıl olur ?" gibi cümleler hiç kurmuyorsunuz.Cevaplar her sayfayı çevirdiğiniz de karşınıza çıkıyor.Bir de karakterlerimizin düşünceleri var ki.Allahıım sanırım en çok güldüğüm yerler düşüncelerini okuduğum kısımlar oldu.Okudukça bağlanıyorsunuz kitaba.Sanırsam Vefa Enver'in bu serisi başka bir yayıneviyle daha önce çıkmış.Ama Ephesus tekrar çıkarma kararı almış iyi ki de almış ki kapaklar çook güzel ve dikkat çekici olmuş.Teşekkürler Ephesus ! 

Farkına varmadan ne kadar çok konuşmuşum.İkinci (Bunu sen istedin)  ve üçüncü (Neyse ki Çocuk yaptım)  kitaplarda görüşmek üzere ! 


 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS